20 Eylül 2008

ABD'de bir bankanın batmasıyla başlayan ekonomik krizin etkilerini ve hayatımıza nasıl yansıyacağını Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Tonak'la konuştuk ..


- ABD'DE bir şirketin (Lehman) batmasıyla başlayan ekonomik krizi gazeteler yüzyılın krizi olarak değerlendirdi. Bu ne kadar doğru?
- Biraz abartılı bir değerlendirme. Kapitalizmin son yüz yıldır yaşadığı en büyük kriz değil. Kriz henüz reel ekonomiye yeterince yansımadı ama gidişat, hızla yansıyacağı yönünde. En büyük kriz olarak 1929 Büyük Depresyonu'ndan bahsedilir. O zaman reel ekonomi kendini yeniden üretemiyordu; yatırım yapılmıyor, eldeki mal ve hizmetler bile satılamıyordu. Herkes sokaklarda bir tas çorba içebilmek için saatlerce kuyrukta sürünüyordu. Böyle bir durum henüz yok. Gündelik hayatta henüz bu krizin etkisi gözlemlenmiyor. Tabii, Afrika'daki birçok ülkeyi dışarda bırakıyorum bu değerlendirmemde. Ama buharlaşan parasal büyüklükler olağanüstü. Sadece batan Lehman'ın taktığı borç, bizim yıllık gayri safi yurtiçi hasılamız (GSYİH) kadar. Bu tür nicel boyutları ve olası bulaşıcılık potansiyeli bakımından büyük ve daha önce yaşanmamış türden bir krizle karşı karşıya olduğumuz kesin.

- Her
şey bir yatırım bankasının batmasıyla başlamadı sanırım.
- Geleneksel, standart iktisat öğretileri ile gözleri bağlanmamış, piyasa mekanizmalarına daha eleştirel bakan iktisatçılar emlak sektöründe oluşan balonu 2004-05 yıllarında çoktan teşhis etmişlerdi. Krizin patlak vermesi, artık inkâr edilemez bir noktaya gelmesi, nihayet medyada da konuşulur olması yaklaşık bir yıl önceydi.

ABD'DE DEVLETTE
ŞTİRME OPERASYONU
Son bir-iki haftada olan geli
şmelerin en yenisi ABD'nin en büyük sigorta şirketi AIG'nin -ki bu şirket zaten ağırlıklı olarak yatırım bankalarının kredi spekülasyonlarını sigorta eden bir şirkettir- yaşadığı sorun. AIG iflasın eşiğindeydi, yani batan, batmakta olan yatırım bankalarını ve onlara borç verenleri sigorta eden şirketin de batması söz konusuydu. AIG'nin batmasının zincirleme iflasları tetikleyeceğinden, borsanın çökeceğinden korkulduğu için geri adım atan hazine, ABD Senatosu'ndan alınan destekle 85 milyar dolar borçla bu özel şirketin batmasını engelledi. Zarar halka mal edilmiş oldu anlayacağınız.
Güya iki yıllık borç bu; ki bu aslında, pratik olarak o sigorta
şirketinin devletleştirilmesi demektir. Daha önce de Fannie Mae ve Freddie Mac adlı yarı resmi, emlak kredisi veren şirketlerin batması sırasında benzer bir müdahale olmuş ve bu şirketler devletleştirilmişti.
Neoliberalizmin bütün piyasacı, özelle
ştirmeci söylemine rağmen, bu ideolojinin beşiği ABD'de sıkışan şirketlerin devlete sığınışı bence özellikle gözden kaçırılmamalıdır. İflas edenler sadece bazı bankalar değil, bu arada hakim ideoloji ve ekonomi politikasıdır. Bu sürecin günümüzdeki bağımlılık ilişkilerini dikkate alacak olursak ABD ile sınırlı kalmayacağı, bütün dünyaya yansıyacağı açıktı. Zaten şu sıralar yaşananlar da söylediklerimi teyit eder nitelikte. Japonya ve AB resesyona çoktan girdi, Hindistan yavaşladı, Moskova borsası ise bence iflas etmiş vaziyette.

- ABD krizin etkilerini hafifletmek için önlemler almaya da ba
şladı.
- Evet, bahsettiğim devletleştirmeler, şirket kurtarma operasyonları, borsa yasakları vs. hep denenen önlemler. Ama önlemler, umulan sonucu doğurmuyor.
'AIG batmasın, borsa etkilenmesin,' deniyor, borsa endeksi bir günde yüzde 4 dü
şüyor. Aslında kriz reel ekonomiyi etkilemeye başladı.

2009'DA KRİZ VAR
Türkiye de haliyle durumdan etkilenmeye ba
şladı. Hem kredi bulma sıkıntısı yaşanacak, yani finansal kurumlar borçlanmak isteyen kişi, şirket ve hatta hükümetlere borç vermekte muazzam tereddütlü davranacaklar, hem de bunca cari açığı olan Türkiye bundan etkilenmeyecek...
Finansörler olandan da yüksek faiz arayacaklardır, kredi verilirken ko
şullar zorlaşacak, risk almaktan kaçınılacaktır. Kimse, Türkiye ekonomisinin risksiz bir cennet bahçesi olduğunu söylemeye artık cesaret edemez. Türkiye borçla yaşayan bir ülke.
Eskiden borç dedi
ğimizde, ağırlıklı olarak devletin yabancı finansal kuruluşlara olan borcunu kastediyorduk.
Oysa
şimdi borç deyince aslında daha çok özel şirketlerin, bireylerin borçlarından söz ediyoruz. Türkiye 'de devletin borcu nispeten küçüldü. Özel sektörün dış borcu 200 milyar dolara yakındır. Dolayısıyla, kredi sıkıntısı borçla dönen özel sektörü, kredi kartı ile tüketen sıradan insanı vuracaktır.

- Krizin varlığı bir ihtimalden fazla...
İhtimal değil yüzde 100 olacak. Mesele, zamanlamasını tahmin edebilmek.
Kimileri 2009'un ba
şı, kimi sonu diyor.
Bunları tam olarak kestirmek zor, bu panik kısa sürede bula
şıcı bir tarzda yayılabileceği için tahminde bulunmak zor. Bence, bütün bu olanlar dünya kapitalizminin işleyiş şeklini yeniden tarif ediyor.

KAPİTALİZM KENDİNİ YENİDEN TARİF EDİYOR
Tarifin merkezinde de yatırım bankaları var. Yatırım yatırım de
ğil, banka da banka değil. İktisat 1. sınıf öğrencisinin bile bileceği şeyler bunlar. Yatırım bankası denilen şirketlerin klasik bankalarla alakası yok. Tasarrufları dolaylı olarak topluyor, sonra da bu fonları son derece riskli finansal operasyonlarda kullanıyor.
Bunu nasıl yapıyorlar? Bilgisayar klavyesinin tu
şlarına basarak. Yatırım, fiziki üretim kapasitesine, mesela fabrikalara, girdilere, araç gerece, istihdama yapılır. Klavyenin bir tuşunu tıkla, elektromanyetik muhasebe enformasyonu halindeki parayı sağdan sola kaydır, buna da havalı bir şekilde yatırım bankacılığı de. Bu oyunun sonuna gelinmiştir, bu tür 'banka'ların ABD başta olmak üzere, dünya ekonomisinde kazandığı bir ağırlık vardı, o bitmiştir.

- Krizin etkilerini azaltmak için neler yapılabilir? Biz sıradan insanlar bu karma
şık anlatılan önlemleri nasıl anlayabiliriz?
- Bence hükümetler önlem alıyordur ama olan biten gere
ğinden fazla teknik ve karmaşık bir dille sunuluyor. Döviz rezervi yeterli olduğu sürece Merkez Bankası kur dalgalanmalarını kontrol edebilmek için bunu piyasaya sürecektir. Medya da bunu duyuracaktır.
Rezervler bu manipülasyonlara yetti
ği sürece bir sorun yok. Ama, o zaman da döviz rezervi yetersizleştiğinde ortaya çıkacak sorunlar anlaşılmaz olacaktır. Panik başladığı zaman hükümetin "Soğukkanlı olun," demesi yeterli olmayabilir. ABD'nin durumu kısmen farklı çünkü dünya parası doların sahibidir. AIG'ye destek verebilir, gerekirse para basar vs, vs. Türkiye'nin bu tür bir silahı yok. Ekonomiyi döndürecek kaynak bulunamadığı zaman kimsenin haber bültenine filan ihtiyacı kalmaz, hayatın içinden mecburen sorunu yaşayarak safınızı seçersiniz. İnsanlar neye bakar? İşim var mı? Maaşım beni geçindiriyor mu? Emekli olunca elime ne geçer? Önemli olan bunlardır. Bunlardan umut kesildiğinde sistemin sorgulanması başlar. Krizin kavranması böyle olur.
Bunların sonucunda maalesef kaos çıkacaktır. Ayrıca, kapitalizminin alternatifini gerçekle
ştirebilecek popüler destek almış siyasetlerin olmayışı nedeniyle de kaos kendini hissettirecek.



Türkiye krizden nasıl etkilenecek?

Türkiye'nin döviz açlığı içinde olduğunu biliyoruz, sıcak para ihtiyacı da var. Döviz akışı azalacak, sıcak para gitmeye başlayacaktır -ki gitmeye başladı bile. Yani topun ağzındaki birkaç ülkeden biridir Türkiye. Son günlerde yaşanan kur yükselmesi bununla ilgili zaten. Türk parası olarak yapılan yatırımlar kaçarken dövize çevrildikçe dolar yükselecektir. Merkez Bankası'nın yapabileceği müdahaleler eldeki rezervin miktarı ile belirlenmiştir, o da 70 milyar dolar civarında. Türkiye ekonomisinin dışa bağlılığı malum, büyüme ve işsizlik rakamları sinyaller vermeye başladı bile. Önce yatırımlar aksayacaktır. Yatırımlar aksayınca, istihdam yük haline gelecek, işten çıkarmalar başlayacak ve krizin günlük hayattaki etkisi daha da çarpıcı biçimlerde görülmeye başlayacaktır.

E. Ahmet Tonak Kimdir?

1951'de
İstanbul'da doğdu. 1972'de İTÜ Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1972-73 döneminde Yeni Ortam gazetesinde ve Asyalı dergisinde çalıştı. 1973'te İsveç'e, ardından ABD'ye gitti. New York Türk Öğrenci Derneği'nin başkanlığını, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra da Committee for Human Rights and Democracy in Turkey'nin kuruculuğunu yaptı. New Yorkta uygulamalı matematik ve istatistik alanında yüksek lisans (SUNY-Stony Brook) ve iktisat alanında da doktora (New School for Social Research) derecelerini tamamladıktan sonra, ABD'de 25 yıl öğretim üyeliği yaptı. İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ'de çalıştı; halen İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapıyor.

Geçti
ğimiz aylarda bazı Birgün yazılarını Aman Piyasalar! adıyla kitaplaştıran Tonak, Ulusların Zenginliğinin Ölçülmesi'ni yazdı (A. Shaikh ile; Türkçesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından 2009'da yayınlanacak.); Küreselleşme: Emperyalizm, Yerelcilik, İşçi Sınıfı'nı (İmge Kitabevi) ve Geçiş Sürecinde Türkiye'yi (İ. Schick ile; Belge Yayınları) derledi. 11. Tez ve New Perspectives on Turkey dergilerinin kurucu editörlüğünü yaptı, halen Birgün'de köşe yazıları yayınlanan Tonak, Bilgi Üniversitesi'nde Uluslararası Ekonomi Politik yüksek lisans programınının direktörlüğünü de yapıyor.