29 Eylül 2013

Küresel Kapitalizmin Oluşumu


Geçen hafta, Rethinking Marxism (Marksizmi Yeniden Düşünüş) dergisi ve Association for Economic and Social Analysis’in (İktisadi ve Sosyal Analiz Birliği) ortaklaşa düzenledikleri konferansa atıfla “konferanstaki sunumlara ilişkin izlenimlerimi daha sonraki bir yazıya bırakıyorum” demiştim. Şüphesiz izleyebildiğim onlarca sunumun tamamı hakkında ayrıntılı değerlendirme yapmak olanaksız. Şimdilik, önemli gördüğüm ve sunumun ötesinde de düşünme imkanı bulduğum konulardan birine değinmekle yetineceğim: ekonomi-siyaset ilişkisi.

Tahmin edilebileceği üzere konferansta, doğrudan ya da dolaylı olarak, sözünü ettiğim konuda bir dizi oturum ve sunum vardı. Fakat bunlardan özellikle bir tanesi hem kapsamı hem de iddiası bakımından diğerlerinden daha çok ilgimi çekti. Yazarlarını ve tartışmacıları şahsen tanımamın da bu ilgide etkisi olduğunu söylemeliyim. Oturum, Leo Panitch ile Sam Gindin’in son kitabı Küresel Kapitalizmin Oluşumu (The Making of Global Capitalism) üzerine idi. Her iki yazarın yanısıra Stanley Aronowitz, Doug Henwood, Robert Pollin de tartışmacı olarak oturuma katılıyordu. Nitekim, oturum bu katılımcıların kitap üzerine kısa sunumları ile başladı.

leosam

İlkin kitabın ana argümanını ve odaklandığı alanı aktarayım. Doğrudan yukarıda bahsettiğim ekonomi-siyaset ilişkisi üzerine olmakla birlikte, kitap bu tartışmalı ve gerilimli ilişkiyi daha somut bir bağlamda ele alıyor: ABD devleti ve küresel piyasalar. Temel iddia benim de katıldığım ve kitap boyunca kanıtlanmaya çalışılan bir gözleme dayanıyor. Küreselleşmenin devletleri güçsüzleştirmediği, hatta tam tersine güçlü devletler olmaksızın küreselleşmenin mümkün olmadığı gözlemi. Ve kitap boyunca, ABD devletinin küresel kapitalizmin inşasındaki belirleyici rolüne ilişkin sıralanan kanıtlar ile bu gözlem güçlü bir teorik teze dönüşüyor. Bu kadarıyla bile tartışmaya açık bir iddia. Devletin güçsüzleştiği, Çok Uluslu Şirketler’in hakimiyetinin tartışmasız olduğu, ABD’nin ise çoktan belirleyici rolünü yitirdiği vs. gibi karşı tezler mümkün ve de zaten mevcut. Yine de, daha önce belirttiğim gibi, bu genelliği içinde Panitch-Gindin perspektifine şahsen yakınlık duyduğumu belirteyim.

Tartışmacılardan Robert Pollin, New School’da doktora yıllarımızda derslerini aldığımız hocamız David Gordon’un
Birikimin Sosyal Yapısı perspektifinden Panitch ve Gindin’in yaklaşımını kısmen de olsa eleştirdi. ABD kapitalizminin, kurumlar ve birikim rejimleri bakımından Küresel Kapitalizmin Oluşumu’nda ele alındığı kadar statik (derin ve yapısal değişimlerden geçmemişcesine) bir biçimde ele alınamayacağını belirtti. Doug Henwood ise finans piyasalarının reel/üretim sektörleri ile ilişkisi üzerinde durarak, bu ilişkinin daha kapsamlı ve derinlemesine ele alınmasının gerekliliğini vurguladı. Nitekim, oturum sonrası, akşam yemeğinde de bu konu sık sık gündeme geldi ve Henwood geçtiğimiz günlerde bu konuya blog’unda da değindi (tinyurl.com/olhg69r).

Oturum sırasında,
Küresel Kapitalizmin Oluşumu’nun, finansın adeta sınırsız, reel sektörün ve daha da önemlisi kapitalizmin uzun dönem ritmi tarafından belirlenmeden genişleyeceği görüşüne dayandığını söyledim. Bu perspektifi eleştirdim. Panitch verdiği cevapta kapitalizmin uzun dönem temposunu ve dalgalanmalarını önemli bulmadığını söyledi. Akşam yemekte, bir ara yanıma gelen Gindin ise bu konuda Panitch kadar keskin olmadığını belirtmek ihtiyacını hissetti. Sonra, “nedir bu sendikaların hali” tartışmasına başladık. Yıllarca United Auto Workers’ın (Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası) Kanada kolunda sendika başkanının danışmanlığını yapan Gindin’in geleceğe umutlu bakışından etkilenmemek imkansızdı. Gecenin sonunda yoldaşça kucaklaştık ve bir tarihte İstanbul’da görüşmek üzere ayrıldık.