12 Mayıs 2013


Can yoldaşım Nail’in arkasından...


Maçın bitmesini bekledi. Beni telaşa vermelerini erteletti sanki. Telefon geldiğinde anlamıştım, bekliyordum.

Yoğun bakımdan gelen telefonlarda hastaya ne olduğu söylenmiyor; sadece, “gelin” diyorlar. Ayrıntı yok. Ayrıntı ile yüzleşme yoğun bakımın kapısına vardığınızda. Nöbetçi doktor çıkıyor, durumu anlatıyor: kısmen doğanın, kısmen insan elinin son şeklini verdiği o kalp –metal kapaklar, yamalı aort, stentli damar-- durmuş, tekrar çalıştırılmış. Sonra tekrar durdu, tekrar çalıştırıldı, sonra...

***


Gaziantepspor’u 1-0 yenip, şampiyonluğu garantilediğimiz maç bittiğinde geldi o beklenen telefon. 28 Nisan, Pazar akşamı. Nail hasta Galatasaraylı idi. Ben de. Nail’in Galatasaraylılığı komünistliği gibiydi. Takımın çalışmayan yanlarını görür, acımasızca eleştirirdi. Gol attığımızda ben havalara fırlardım. Bizimki soğukkanlılığını bozmaz, golün hazırlanışını değerlendirir, şans faktörünün oynadığı rolü önemsemediğimi hatırlatır, kısacası sevincimi kursağımda bırakırdı. Keşke bu akşam da bıraksa; çok özlüyorum.

***


Bizim çocukluk arkadaşı olduğumuz tam doğru değil. Aynı semtin (Nişantaşı) çocukları idik, aynı ilkokula (Şişli Terakki) gittik. Ama, Nail benden bir yaş büyüktü, muhtemelen o yüzden okuldan hatırlamıyorum. Gülnur (Savran) ile aynı sınıftaydık, o da hatırlamıyor. Nail’i lise yıllarında Nişantaşı’nın sokaklarında çok gördüm. Nedense, hep koşar adımlarla bir yere bir şey yetiştirir gibi yürürdü. Sık sık rastlardım, siması dikkatimi çekiyordu.

Tanışmamız Spor ve Sergi Sarayı’nda oldu – şimdiki Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı. Galatasaray’ın basketbol maçına gitmiştim, kokoreç alırken konuşmaya başladık, ardından içeri beraber girdik maçı izlemek için. Yıl 1965 veya 1966 olmalı. Spor ve Sergi Sarayı’na daha sonraki yıllarda epey gittik, Mithatpaşa’ya da --1973’de stadın adı tekrar İnönü olduğunda ben İsveç’deydim, Nail de cezaevinde.

Spor ve Sergi Sarayı’nın Teşvikiye’ye bakan tarafının alt katındaki kapılardan sporcular girerdi. Bir keresinde TİP’nin bir toplantısı vardı (1967 veya 68) hiç unutmuyorum, yine o alt kapının bir yanında Nail, öbür yanında Cem Somel parti pazubentleri ile duruyorlardı. Fotoğraflarını çektim. Bir süre sonra siyah pardösüsü, fötr şapkası ve zarif çantası ile Mehmet Ali Aybar gözüktü. Nail’le Cem’i selamlayarak içeri girerken bir fotoğraf daha çektim. Yıllarca sakladığım, benle kıtalar aşan o fotoğrafı şimdi bulamıyorum.

***

Pasted Graphic
Nail ve "Aile Meclisi" Üyelerinden Şadi,
(arkadan) Ahmet ve Gülnur -- 14 Nisan 2013


Gençay Gürsoy bir keresinde “mütevazi” diyecek olmuş, bizimki, Gençay’ın yanına yaklaşarak, sessizce “abi mütevazi değil mütevazı” demiş. “I” olması gereken “i”ye tahammül edememiş! Tipik Nail. Dil ustası idi. Yakınlarındaki herkes nasibini almıştır. Yaklaşık bir yıl önce, Kapital’in İzinde’ye ortak bir giriş yazmak için Cihangir’de bir kafede Sungur, Nail ve ben buluştuk. Girişin muhtevasını, yapısını konuştuk ve bir iş bölümü yapıp, ayrıldık. Üzerime düşen kısmı yazıp Nail’e gönderdim. Nail’in cevabi mesajı, bir başka “ı” olması gereken “i”ye tahammül edememe durumudur:

Ahmetçiğim,

Bu aralar bitkinlikten bilgisayarı her gün açmıyorum. Taslağı yeni gördüm. Başlangıç için hiç fena olmamış. Sungur da bir şeyler eklerse maksat hâsıl olur gibi geliyor bana. Ben bugünlerde zihnimi pek toplayamıyorum. Kusura bakmayın.

İki küçük not: *İsrar* *ısrar* olacak. *Açıktan deklare* yerine de *açıkça ilan* ya da *açıkça belirtme* ya da *... vurgulama* gibi bir ifade daha iyi olur.


***


Keşke bu yazı başka bir yazı olsaydı da, ara sıra yaptığım gibi gazeteye göndermeden ona gönderebilseydim. Nail’i çok özlüyorum.